12.05.2026
Z kuşağının iş hayatına karşı “rahatına düşkün olduğu için adapte olmakta zorlandığı” yönünde yaygın bir algı bulunuyor. Bu kuşağın çalışmak istemediğine dair önyargılar tartışılmaya devam ederken, İstanbul Arel Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğr. Üyesi Kln. Psk. Dr. Ramazan Çağlar Ercen konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ercen, söz konusu algının ne kadarının gerçeği yansıttığını anlattı.
Z kuşağının iş hayatına yaklaşımı, uzun süredir gündemdeki yerini koruyor. Esnek çalışma ve iş-yaşam dengesi talepleri kimi çevrelerce “rahatlık” olarak nitelendirilse de uzmanlara göre bu durum, yeni bir çalışma kültürünün habercisi. Psikolog Ramazan Çağlar Ercen, “iş dünyası” kavramını tek tip bir yapı olarak değerlendirmenin yanıltıcı olacağını vurguluyor. Eski ve yeni nesil yöneticiler arasındaki yaklaşım farkına dikkat çeken Ercen; modern yöntemleri benimseyen yöneticilerin, Z kuşağının beklentilerini daha makul karşıladığını ifade ediyor. Demografik gerçekliğin altını çizen Ercen, bu kuşağın iş gücü içindeki payının giderek arttığını hatırlatarak şu tespitte bulunuyor: “Bu süreçte değişmesi gereken çalışanlar değil, iş dünyasının kendisidir.”
“Rahatlık Değil, İhtiyaç”
Z kuşağının “rahatına düşkün” olduğu yönündeki yaygın algıyı değerlendiren Ercen, bu yaklaşımın yüzeysel olduğunu ifade ederek: “ Değişim kaçınılmazdır. Dünyanın da anlık olarak değiştiği bir gerçeklik de var. Bu durumda beklentiler, istekler duygular, ihtiyaçlar da sürekli değişiyor. Şuradan ele alabiliriz bu rahatlık mı yoksa artık bir ihtiyaç mı? Eğer o olgu ihtiyaç olarak ele alınabilecek bir şey ise o durumda rahatlıktan ziyade artık yeni bir stil ya da yeni oluşmaya başlayan bir kültür olarak değerlendirilebilir” dedi.
Kurum Sadakati Tartışması
Z kuşağının sık iş değiştirdiği yönündeki eleştirilere de değinen Ercen, bu durumun yalnızca kuşakla açıklanamayacağını anlatarak şunları söyledi: “ Kişisel beklenti ve ihtiyaçlara cevap verildiği takdirde bir çalışan özel sebepler hariç neden kısa sürede iş değiştirmeye ihtiyaç duysun ki? Yani o iş yerinde emeğinin karşılığını aldığını, değer gördüğünü, mobbing vb faktörlere maruz kalmadığını, eşit ve adaletli bir dağılım olduğunu kariyer fırsatı yakaladığını gören bilen ya da hisseden iş gören sık sık bir değişim aramayacaktır. Bu saydığım faktörler de Z kuşağı olmak ile ilgili değil. Burada kurum yöneticilerinin bu noktalarda özeleştiri yapmaları da gerekiyor. Yani kuşaklar değişiyor evet ama yöneticilik ve liderlik de değişiyor. İhtiyaçlar beklentiler de değişiyor. Kurumların da buna göre revizyon yapmaları da gerekli.”
Eğitim ve İş Dünyası Arasındaki Kopukluk
Akademik eğitim ile iş dünyası arasındaki en büyük farkın uygulama eksikliği olduğuna dikkat çeken Ercen, bilgiye erişimin kolaylaştığını ancak deneyimin hala bireysel çabayla kazanıldığını söyledi. Bu nedenle eğitim sisteminin, teorik bilginin yanı sıra uygulamaya dayalı deneyim fırsatlarını artıracak şekilde güncellenmesi gerektiğini ifade etti.
Sorun Kuşakta mı, Sistemde mi?
Ercen’a göre temel sorun Z kuşağı değil. Asıl problem, iş dünyasının değişime yeterince hızlı adapte olamaması. “Yönetim biçimleri eski, ancak çalışan beklentileri yeni” diyen Ercen, bu uyumsuzluğun iş hayatındaki temel gerilim noktası olduğunu vurguluyor.
Çözüm: İletişim, Adil Yönetim ve Katılım
Ercen, Z kuşağının iş hayatına sağlıklı entegrasyonu için hem kurumlara hem de bireylere kritik görevler düştüğünü vurgulayarak şu çözüm önerilerini sıralıyor:
- Yöneticiler için: İletişim becerilerinin geliştirilmesi ve çalışanların karar süreçlerine aktif katılımının sağlanması.
- Eğitim için: Teoriden ziyade uygulama odaklı bir dönüşümün gerçekleştirilmesi.
- Kurumlar için: Profesyonel destekle modern standartlarda yeniden yapılanma.
Çalışanların kendilerini özgürce ifade edebildikleri, “hata yapma hakkına” sahip oldukları ve değer gördükleri bir ortamın önemine değinen Ercen, bu insani yaklaşımın iş verimliliğini doğrudan artıran temel unsur olduğunu ifade etti.
Z Kuşağı İş Hayatından Neden Kaygı Duyuyor?
Z kuşağının iş dünyasına yönelik kaygılarının temelinde ise olumsuz örnekler ve keskin genellemeler yatıyor. Rekabetin yoğun şekilde vurgulanmasının zaman zaman yıpratıcı bir algı oluşturduğunu belirten Ercen, bu kaygının aşılmasındaki en etkili yolun “deneyim” olduğunu ifade ediyor. Ancak gençlerin bu deneyimi kazanacak fırsatlara erişimde zorlandığını da sözlerine ekleyen Ercen, iş dünyasına şu kritik çağrıda bulunuyor: “Gençlerin iş hayatına duyduğu kaygı, onlara açılmayan kapıların bir sonucudur. Bugün Z kuşağını anlamak bir tercih değil, sürdürülebilir bir iş kültürü inşa etmek için zorunluluktur. Nihayetinde, geleceği şekillendirecek olanlar; kapıları kapatanlar değil, o kapılardan geçecek cesarete ve vizyona sahip olan gençler olacaktır.”



